Türkiye'de Tiyatro Eğitimi ve Rusya Örneği
STANİSLAVSKİ'nin gerçekçiliği; oyunların yorumunda, oyunculuğun, gösterimlerin çözümlenmesinde yöntemi giderek inanılmaz boyut kazandı. Onunla ve ondan sonra “Stanislavski'nin gerçekçilik yöntemi”, konservatuvarlara temel eğitim olarak yerleşti. Rus oyun yazarlığında büyük devrim yapan, şiirsel gerçekçiliğin dünyaca ünlü çağdaş yazar Anton Çehov, Stanislavski yöntemi bilinmeden, hiçbir yönetmen tarafından başarıyla sahneye konulamadı. Stanislavski'nin gerçekçilik yöntemi, Çehov'un “Martı” oyunuyla başlayıp bütün oyunlarında etkili oldu. Çehov oyunlarının yorumu, Stanislavski yöntemiyle çözümlenebildi. Bu yöntemi bilmeyenlerin sahneye koydukları Çehov oyunları, başarısızlıkla sonuçlandı. Doğal, olarak, Stanislavski yöntemine, onun Rus-Sovyet ve dünya tiyatrosuna getirdiği yenilikleri ve en çok benimsendiği “Stanislavski yöntemi” üstüne bu başlıkla, ayrı bir yazı yazmak gerekiyor.

Kuramsal ve uygulama alanında sahne sanatının en çok yararlandığı ve uygulandığı yöntemden bir başka yazımda söz edebilirim. Bu yöntemden ülkemiz tiyatrosu da yararlandı. Muhsin Ertuğrul, Fransa'da, Almanya'da, İskandinav ülkelerinde bulunduğu yıllarda, tiyatro eğitimine de ya da oyunların sahneye konuluşlarında Stanislavski yöntemini öğrendi. 1922-24 yıllarında Moskova'da üç yıla yakın kalarak, özellikle Rus-Sovyet Tiyatrosu'nu tanıdı. Stanislavski ve Nemiroviç, Dançenko ile birlikte çalıştı. Meyerhold'u, Tairov'u onların ve diğer yönetmenlerin arasında bulundu. Vaktangov da bu ünlülerin başında geliyordu.

Rusya'da ya da Sovyetler Birliği döneminde Rus tiyatrosu çok etkindi. Stanislavski yöntemi ile yukarıda adlarını saydığım büyük yönetmenler sadece Rus-Sovyet Tiyatrosu'nu değil, dünya tiyatrosunda da egemendi. Sovyetler Birliği yılları eğitimin doruğa çıktığı dönemdir. Özellikle dağılmasından önce. 1967 yılında ilk kez gittim Sovyetler Birliği'ne. Türkiye ile SSCB arasında 1965'ten sonra kültürel ilişkiler, sanatçıların gidip gelmeleri başlamıştı.

1967'de Sovyetler Birliği'ne çağrılı olarak gitmiştim. Sahne sanatları ile ilgili, ayrıca, Rus-Sovyet kültür ve Türk Cumhuriyetleri'nin sanatsal etkinliklerini izlemeye, araştırmaya gittim. Bu konuda soluklu çıkmış olacağım ki, 40 yıldır zaman zaman aralıklarla olmasına karşın özellikle sahne sanatları ile ilgili araştırma ve çalışmalarımı sürdürüyorum.

Tiyatro, opera, bale, müzik alanında müzeler, galeriler hep ilgi alanımda oldu. Çalışmalarımı yaparken, ilk ilgimi konservatuvarlar çekti. Sahne sanatlarını izlemek, olağanüstü gösterimleri (temsilleri) görmek bir şenlikli benim için. Ayrıca, her yıl haziran ayında sırasıyla cumhuriyetler Moskova'da sahne sanatlarıyla ilgili (orkestraların da katılımıyla) ilk gidişime altı cumhuriyetin sanat etkinliklerini görme olanağını buldum. Sovyetler Birliği'nde bütün cumhuriyetlerde de aynı eğitim yöntemi uygulanıyordu. Dağılmadan sonra, Rusya Federasyonu'ndan başka, diğer bağımsız cumhuriyetlerin devlet kurumlarında aynı eğitim uygulanmaktadır. Son yıllarda Türk cumhuriyetlerini geziyor, görüyorum. Alışılmış yöntemin başarısı bilindiği için eğitim özellikle konumuz olan tiyatro akademilerinde verilmektedir.

Kendi tiyatrolarına, diğer sahne sanatlarına genç sanatçılar yetiştiriyorlar. Örnek vermem gerekirse; Moskova Sanat Tiyatrosu, Akademik Drama Tiyatrosu adıyla eğitim verir. İlk sınıfa, hazırlanan öğrenciler, en ünlü öğretim üyelerinin ünlü eğitimci, pedagogların, ünlü sahne sanatçıların eğitiminde öğrenim görüyorlar. Bu nedenle giriş sınavları çok zorlu çekmektedir. Örneğin, akademiye (tiyatro eğitimi için) 50 öğrenci alınacaksa, ortalama beş-yedi bin aday öğrencilerinden seçilerek sınavlarda başarılı olanlar okumaya hak kazanıyorlardı. Üniversite düzeyinde akademi adıyla eğitim veriliyor.

Rusya Federasyonu'nda güzel sanatlar akademisinde eğitim vermek isteyenler sanat düzeyleri ne olursa olsun, pedagojik-eğitimci olmak için “GİTİS”i bitirmeleri gerekiyor. Öğretmen, eğitim verme diploması olmadan güzel sanatların hiçbir dalında öğretmen olamaz. “GİTİS”-1917 Devrimi'nden sonra İlk Halk Komiseri (Milli Eğitim Bakanı olan) Anatoli Vasilyeviç Lunaçarski adına kurulmuş, bütün güzel sanatları içeren bir kurumdur. Oleg Yefremov'un ölümünden sonra, Moskova Devlet Akademik Drama Tiyatrosu Rektörlüğü'ne Tabakov getirildi. Bütün büyük ve ortalama yüz elli, iki yüz yıl arasında değişen ve bunlara bağlı akademilerde; tiyatro, opera (şan), müzik, bale eğitimleri verilmektedir. Girişi çok güç, bitirilmesi de aynı güçlüklerle dolu eğitimi tamamlamak zorundadır; her öğrenci. “GİTİS” de hocalığı zorlu eğitimden geçirir. Güzel sanatların bütün dallarındaki eğitim, ya da akademilerinde, devlet üniversitelerinde aynı nitelikte ve düzeyde devam ediyor. Gelenekleri olan kurumlara bu ayrıcalık, köklü sanat yapmalarını sağlıyor. Aslında, Rusya Federasyonu'ndaki tiyatro eğitimi ile Türkiye'Deki tiyatro eğitimini karşılaştırmak olanaksız. Bizdeki eğitimin yeterli olmadığını konuyla ilgilenenlerce bilinmektedir. Carl Ebert'le başlayan eğitim, başlangıç yıllarında Stanislavski yönetimine dayanıyordu. Onun öğrencilerinden, başarılı oyuncular, ondan öğrendiklerini zaman içinde tükenerek sona erdirdiler. Carl Ebert zamanında açılan yönetmenlik bölümü, Ankara-Cebeci'de ve Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda eğitime açılamadı. Tiyatronun ne kadar çağdışı kalması için elimizden geleni yapmaya çalıştığımızın farkında değiliz. Bakanlık düzeyinde çözüm arayacak yetkili olmayınca, çözümsüzlük bugüne kadar uzayıp geldi. Bir de uzman hocalardan yararlanma diye iktidarların böyle bir sorunu olmadı.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Genel Sanat Yönetmenliği yıllarında Cüneyt Gökçer'le birkaç kez bu konuyu konuşmuştum. Etkili olduğu dönemlerde o da bir çözüm bulamadı. Emekli olduktan sonra, Bilkent Üniversitesi'nde Sahne Sanatları Bölüm Başkanı olunca, aynı bölümde Tiyatro Yönetmenliği Bölümü'nün açılışını sağladı. Gürcistan'dan ünlü yönetmen Robert Straua'yla birlikte Bilkent Üniversitesi “reji” (yönetmenlik) bölümünü kurdurdu. Bir süre Robert Strua çalıştıktan sonra, yerini Gürcistan'da yetiştirdiği yönetmenlere bıraktı.

Türkiye'de tiyatro yönetmeni yetiştirecek bir başka konservatuvar yok. Bu koşullarda, Rusya Federasyonu ve diğer Batılı ülkelerle nasıl yarışılabilir? Özellikle yönetmenlik ve uzman öğretim üyeliği dallarında eğitici, öğretici özellikleri olmayan tiyatro sanatçılarınca hazırlanan öğrenciler, ne yazık ki beklenenleri veremiyorlar.